Mehmet AKPINAR
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Fatih Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi
1. CUMHURİYETTEN ÖNCE ÖZDİL
Yurdumuzun Eski Çağ Tarihi ve Arkeolojisi yönünden az araştırılan bölgelerden birisi Karadeniz Bölgesi’dir. Bunda en önemli etken bölgenin dağlık olması yanında sahile bakan topraklarının tamamının yılın dört mevsimi yeşil bitki örtüsüyle kaplı olmasıdır1. Ancak, bu ifadeler bize Trabzon Tarihi’nin karanlıkta kalmış varsayımlarına dayandırıldığı anlamına gelmez.
Tarihçi Mahmut Goloğlu, Trabzon’un ilk yerlilerinin yüzyıllar boyunca doğudan gelip Anadolu’ya yerleşen Anadolu potasında birbirleriyle kaynaşmış olan Türk ulusları olduğunu ifade etmektedir. Goloğlu’na göre, Trabzon’da yaşayan bu topluluklar M.Ö. 2000 yıllarında kurulan Hitit (Eti) İmparatorluğu’na katılmamış; fakat aynı seviyede bir uygarlık yaşamıştır. Etilerin zayıfladığı M.Ö. 756 yılında yöreye sömürge amacıyla Anadolu ticaretine hakim olan Asurlular ve Eski Yunanlılar gelmişlerse de bu sırada Kafkasları geçerek Doğu Karadeniz Bölgesine gelmiş olan Kimmer’ler, Amazonlar ve İskit (Saka)’ler’den korkarak bölgede tutunamamışlardır2. M.Ö. 625 yılında bölgenin idaresi Med’lerin eline geçmişse de, Med hakimiyeti kısa sürmüş ve bölgeye tekrar Yunan sömürgecileri hakim olmuştur.
M.Ö. 519 yılında ise Trabzon İran’lıların eline geçmiş ve İranlılar buraya deniz kapadokyası anlamına gelen Pont Kapadokyası demişlerdir. Sonraları ise sadece Pontus diye anılan bölgenin isminin de Yunan’lılarla hiçbir ilgisi yoktur.
M.Ö. 63 yılından itibaren Romalılar Anadolu’ya hakim olmuşlardır. Bu dönemlerde Kafkaslar’dan Turani (Türk) kavimleri’nin Anadolu’nun değişik bölgelerine gelip yerleştikleri bilinmektedir. Anadolu’ya Türk göçleri 370 yılından itibaren artarak devam etmiştir. Anadolu’ya başlangıçta küçük gruplar halinde gelip yerleşen bu kavimler yaşadıkları bölgelere Türk damgasını vurmuşlardır.
Karadeniz bölgesine gelip yerleşen bu kavimlerin çok önemli bir bölümü Karadeniz’in kuzeyinden hareketle Balkanlar’a kadar ulaşıp güçlü devletler kurmuşlardır. Nitekim Karadeniz’in kuzeyindeki kavimlere ait bilgi veren eserlerin yanı sıra Rassony, G. Nemeth ve K. Czegledy gibi Macar tarihçilerinin eserlerinde Karadenizin kuzeyinde devlet kurmuş topluluklara ait unsurların Macaristan’daki yer boy ve oymak ya da şahıs isimleri ve bu isimlerden kaynaklanan Macaristan’daki yer isimlerinin benzerlerine Doğu Karadeniz bölgesinde de rastlanılmasının bir tesadüf olmadığını vurgulamışlardır 3.
Günümüzde tartışılan en önemli konulardan biri, Karadeniz bölgesindeki bu Türk gruplarının Bizans tarafından Balkan Türklüğünün gücünü kırmak amacıyla Anadolu’nun değişik yörelerine yerleştirilen Balkanlara göç eden Türkler olup olmadığıdır.
Muhtemelen bir grup Karadeniz Türkü bu yolla Karadeniz bölgesine yerleştirilmiş olsa bile önemli bir bölümü Orta Asya ve Kafkaslardan kendi istekleriyle bölgeye gelip yerleşmişlerdir. Nitekim, Doğu Karadeniz’de Uz’larla ilgili bir çok yerleşim yerine rastlamamız bu durumu desteklemektedir. Giresun da Uzgur köyü, Giresun’un Melikli köyünün Uzgara mahallesi, Akçaabat’ın Guzarı (şimdiki ismi Benlitaş) mahallesi Akçaabat’ın Cevizli köyünün Guz mahallesi, İspirin Kuz yöresi , Giresun’un Guzga köyü (Çanakçı) Görele’nin Guz (Çatak) yöresi, Trabzon Kuzköy (Düzköy) Sürmene’nin Yazıoba köyünün Uz mezrası ve bugün tarihini tartıştığımız Yomra’nın Uzmesahor (Özdil) beldesi Uz (Oğuz)’ların bölgede varlığını gösteren birkaç örnektir.
Trabzon yöresinde Uz/Guz/Oğuz kelimesi boy ismi yanında soğuk ve kuzey anlamlarına da gelmektedir. Bölgemize Uz’ların yanı sıra Kuman ve Peçenek Türklerinin de gelip yerleştikleri bilinmektedir. Örneğin Osmanlı kayıtlarında geçen Nefs-i Paçan (Çaykara Maraşlı) Mezra-i Paçan (Taşgedik köyü) Şinek paçan (Ataköy) Peçenek’leri hatırlatan birkaç yer ismidir. Kral David’in muhafız ordusunu Kuman, Peçenek ve Uzlardan oluşturduğu kaydı da bölgedeki Türk nüfusunun yoğunluğunu gösterir4 .Ayrıca beldemiz Özdil’e çok yakın olan Timurcili (Demircili) köyü de bir Kuman yerleşim yeridir5
Trabzon’a tarihin en eski çağlarında gelip yerleşen Uzlar kaynaklarda X. yüzyılda Seyhun bölgesinde yaşayan ve Kıpçaklar tarafından bağımsızlığına son verilen Oğuz Yabgu devletiyle aynı kökten gelen akraba topluluklar olarak geçmektedir.
Kıpçaklar tarafından siyasi varlığına son verilen Uzların bir kısmının Balkanlara kadar ulaşıp güçlü bir devlet kurdukları bilinmektedir. Rus ve Bizanslılarla bazen komşu iki devlet, bazen de iç içe yaşayan bu topluluklara Ruslar “Törk veya Türk” adını verirken; Bizanslılar, Uz diye nitelemişlerdir. Bu nedenle Uzların yaşadıkları köylere Uz hori yani Uz köyü adını vermişlerdir. Özdil’de yaşayan Uz’lara da bu mantıktan hareketle Uzların oturduğu ortaköy ya da merkez köy anlamına gelen Uz Mesahor denmiştir. Etimolojik veriler ve yöredeki Türk gelenekleri de Özdil köyünün ilk devirlerden itibaren bir Türk yerleşim yeri olduğunu göstermektedir.
Faruk Sümer “Oğuzlar” adlı eserinde Uzların bir boyu olan Çepni’lerin toprağa bağlı ve tımar sahibi olduklarını vurgulayarak bunların bir bölümünün Yomra ve çevresini dirlik olarak kullandıklarından bahseder ki, muhtemelen bu Çepni boyunun da en önemli yerleşim yeri Özdil’dir. Nitekim Çepnili yöresi ve Çepniler sülalesinin varlığı da bu bilgileri desteklemektedir 6.
Ayrıca Yomra Yıllığı’nda Anadolu’nun Türkleşme aşamalarından bahsedilerek Tuğrul ve Çağrı Beylerin 1025 tarihinde Anadolu’nun keşfi amacıyla bölgeye yaptıkları seferde ordularının Özdil’de konakladıkları yer almaktadır ki, bu durum Özdil’in tarihi önemini daha da artırmaktadır7. Trabzon’un fethi öncesi Trabzon çevresinde İslamlaşma süreci başlamış olmasına rağmen asıl İslamlaşma fetihten sonraya rastlamaktadır.
Trabzon’un 1461’de fethinden sonra bölgeye ikinci büyük Türk göçü başlamıştır. Yörede Türk ve Müslüman nüfusunu artırmak ve buradaki Hıristiyan gücünü azaltmak için Osmanlı topraklarına yeni katılan ve sık sık Osmanlı Devletine karşı isyan etmiş olan Konya Karaman halkının bir bölümü Trabzon’a zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Ayrıca diğer Türk bölgelerinden de Trabzon’a Türk göçü olmuştur. Bu konuda I.Trabzon Tarihi Sempozyumu’na “XV. ve XVI. yüzyıllarda Trabzon Şehrinde Nüfus ve İskan Hareketleri” başlığında bir bildiri sunan M. Hanefi Bostan, Niksar, Taşova, Kavak, Ladik, Amasra, Bafra, Osmancık, Iskilip, Çorum, Merzifon, Samsun ve Zile’den 202 hanenin sürgün yöntemiyle ve 56 hanenin de gönüllü olarak Trabzon’a iskana tabi tutulduğunu belgelemektedir. Ayrıca, Şah İsmail’in zulmünden kaçan ve aralarında 13 Türk beyinin de bulunduğu kalabalık bir grup Trabzon’a kaçıp yerleşmişlerdir. Üçüncü büyük göç ise 1554 tarihli Tahrir Defteri’nde 297 hane olarak ifade edilmektedir8. Üçüncü gruba girenlerin Konya’dan göç ettirilen ve Şah İsmail’in zulmünden kaçan Türkmenler olduğu ve bunların Vakfıkebir, Akçaabat, Özdil, Of ve Hopa’ya kadar değişik bölgelere yerleşmiş oldukları bilinmektedir.
Bölgemiz hakkında idari yapılanmaya ait ilk bilgiler Faruk Sümer’in Çepniler adlı eserinde şu şekilde belirtilmiştir: “1515 yılında yazılmış Trabzon Sancağı Tahrir Defteri’nde sancağın idari taksimatı nahiye esasına göre düzenlenmiştir. Buna göre; idari yapı Sürmene, Yomra, Of, Atina (Pazar), Arhavi, Laz, İskele, Vilayet-i Yogabit, Çoruha bağlı Nahiye-i Koniya Trabzon sancağının doğusundaki nahiyelerini teşkil etmektedir”9.
Yomra Yıllığı’nda ise, Yomra’nın nahiye oluşunun Yavuz zamanına rastladığı belirtilerek “Yomra bu tarihte bir zeametti ve Sinan Çavuş tarafından serbest bir şekilde idare edilmekteydi. Yomra’nın seraskeri ise Tacettin Divane olup Yomra’ya bağlı Hara, Varvara, Dirana, Kohali, Uz (Özdil) köylerinde de birer hisse bulunmaktaydı” kaydına rastlanmaktadır10.
Yomra, Trabzon’a en yakın nahiye olduğundan Trabzon’la ilgili her tarihi olayın içinde Yomra halkını görmemiz mümkündür. Buna rağmen Osmanlı dönemi Yomra ve Özdil tarihi hakkında detaylı bir araştırma henüz yapılmamıştır. Ancak Özdil’in de Osmanlı idari yapılanması içinde yerini aldığı kesindir. Bunun en güzel örneklerini yöre ailelerine verilen unvanlardan anlayabiliriz. Örneğin voyvoda; reis, subaşı, ağa gibi manalara gelen bir tabirdir. Voyvodalık, Osmanlılarda 1600’lü yıllarda kurulan eyalet valileri ve sancak mutassarıflarına bağlı halkın isteği ve idarenin onayıyla atanıp zamanla kaymakam yetkisiyle donatılan tımar ve zeamet usulü olan yerlerin vergisini toplayıp devletle arasındaki bağı kuran bir makamdır. Voyvodalık daha sonra ağalar tarafından yürütülmüştür ki bu uygulama Özdil’de mevcuttur.
2. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA ÖZDİL
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Trabzon ve onun bir parçası olan Özdil’in savaş yıllarındaki durumunu Kafkas Cephesi mücadeleleri içinde incelemek gerekir. Kafkas cephesi bünyesinde yer alan Üçüncü Ordu ve ona bağlı olan sahil grubu, Rus’lara karşı karadan ve denizden mücadelelerde bulunmaktaydı. Bu bağlamda Özdil kasabasının Birinci Dünya Savaşı yıllarında Rus ve Ermeni’lerle olan mücadelelerine girmeden önce Üçüncü Ordunun harekat ve faaliyet bölgesini belirtmek yararlı olacaktır.
Üçüncü Ordu, Hart cephesi, Kop cephesi, Çoruh cephesi, Lazistan cephesi ve Sahil Grubu’ndan oluşmakta olup harekat planı şöyle açıklanmaktadır:
“İkinci Türk Ordusu güneyde yığınağını yaparken, Üçüncü Ordunun tek başına mağlup olmaması şeklinde olup, Üçüncü Ordu cephesini daraltarak kuvvet tasarrufuna imkan sağlamak ve İkinci Ordu’ya da, müştereken girilecek taarruza kadar halen devam ettirilmekte olan savunmaya güven ve girişilecek taarruza kolaylık sağlanacak arazi kesimlerini mevcut kuvvetleriyle ele geçirme çabasında olacaktır”.
Ancak, gelişmeler hiç de Türk Ordusu açısından iç açıcı olmamıştır. Üçüncü Ordunun Lazistan cephesi 18 Ocak 1916’da Ziyarettepe - Durudağ - Karadağ hattına çekilip savunma yapmaya başlamışlardır. Ocak ayı sonuna gelindiğinde 3339 muharip mevcutlu 7 piyade taburu, 6 makinalı tüfek, 6 dağ topundan oluşan Lazistan cephesi Arhavi Deresinin batısına kadar çekilmek zorunda kalmıştır. Bir taraftan da Rus sahil grubu, deniz kuvvetlerinin ateş desteğiyle 5 Şubat 1916’da taarruza geçti.
3 Mart 1916 saat 08.30’da iki Rus piyade taburu Marya harp gemisi ve 6 muhrip desteğiyle kıyı şeridini işgal ederek, Pazar’dan Trabzon’a doğru ileri harekata geçti. Üçüncü Ordu Komutanı Vehip Paşa, Lazistan ve havalisi komutanı Avni Paşaya verdiği emirde Lazistan müfrezesine bizzat komuta ederek Trabzon’u mümkün olduğunca uzaktan savunmasını, İyidere’den batıya geçirmemesini istemiştir. Bütün bu savunma planlarına ve Of Baltacılı Deresinde Rus